imkansızlık hikayesi ad, imkansızları bekleyen bi aptal

İnsanın adı kaderiymiş aslında, bir yerde okumuştum. Benim gerçek adım öyle bir ad ki sanki doğduğum an hissetmişlerde yaşamımda olacakların imkansızlığını öyle koymuşlar bana bu adı. zaten benim ölmem bekleniyormuş yaşamam değil. Evet adım bir imkansızlık hikayesi. adım gibi hayatımda imkansız olanları beklemekle geçti. Ama unuttuğum bir şey vardı ki gerçekler değişmez. beklemem maalesef ki olacağı anlamına gelmiyormuş geç te olsa öğrendim. ay nasıl olurda suya kavuşur, nasıl olur da simsiyah bir sonsuzluktan, evinden ayrılır da masmavi bir sonsuzluğa gider. Gündüz zaten masmavi bir sonsuzlukta olur demeyin o zaman ay gözükmüyor ki, o zaman ben olmuyorum ki bana gece lazım…Belki siyahtan sıkıldığında maviye koşmak ister o zaman olur bu dediğim!

ne dersiniz, hiç mi imkan yok?

-yok.

aklı olan buna inanmaz. Hani dedim ya hayatım da imkansız olanları beklemekle geçti, ben hayatım boyunca ölü birini bekledim, ben annemi bekledim. ben annemin gelmesini bekledim. Oysa ölü biri hiç geri gelir mi? salaklık işte yaptığım hayır çocukluk falan değil aptallık benimkisi. ben aptalım, ben değersizim. Adım gibi saçmayım ben. Sinirlendiğimde gözü dönen, etraftakilerin “vicdansız mı bu kız ” diye baktıkları kişiyim ben, kendinden nefret eden biriyim ben, hayatında olan olayları gülmekle ya da şöyle diyeyim ağlanacak durumlarda gülmekle geçecek sanan bir aptalım ben. Evet babam haklı ben koca bi aptalım. Annesinin ölümüne hala ağlayan bir salağım ben.

söyleyemediğim kelime “annem”

Bu hayatın ölüm diye bir gerçeği var Yaşamayınca ölünmüyor, Ölünce yaşanılmıyor İkisi de sana kalmış Aslında her şey sana kalmış İster bi sebep ara yaşamak için İster ölmek için parmaklarım zorla hareket ediyor klavyede ama yazmazsam dolacağım doldum zaten, taşacağım Hiç birini düşünmeden içimden nasıl geliyorsa yazıyorum biliyorum ki düşünsem yazamayacağım Ölüm bu aralar hep aklımda değmez hiç bir şey ağlamaya değmez sabahları gözlerinin altındaki şişkinliklere Sevgilinden ayrılmışsın, sınavın kötü geçmiş Değmez… Ama anne hasreti işte buna dayanmıyor ki gözdeki yaşlar dökülüveriyor… Ağlamadın bile mezarın başında diyorlar. O öyle değil işte Ağlayamadım, haykıramadım İçimi kurutan bu zehri atamadım ki ben Şimdi kime diyeceğim annem diye Kime soracağım ki bugün ne giyeyim diye kim diyecek bana kulaklıkla yatma kulağını ağrıtacaksın diye .Annem özlüyorum annem… Bir damla yaş düşmedi mezarının başında şu gözlerimden Ağlayamadım annem Darılma sakın bana ben hissetmiyordum ki hiç bir şey Daha yeni yeni fark ediyorum annem Ebedi bir sonsuzluğa gittiğini ve gelmeyeceğini. Ama ne var biliyor musun annem ben sana gelebilirim 🙂 Ölüm her zaman aklımda Yazı yazmaktan nefret eden ben ödev için bir kaç cümle karalayamayan ben Şimdi sayfalar dolusu yazıyorum annem Parmaklarım elim yorulana kadar yazıyorum annem… Yatağımın ve yastığımın büyük kısmı hala boş annem Gelirsen yatarsın diye Merak etme annem üstümü açmıyorum Duvara da yaslanmıyorum Ama bekliyorum annem Küçüklükten alışmışım bir kere… Bekliyorum. Biliyor musun anne geçen bi kaza geçirdim, Yanına geleceğim diye seviniyordum, ama olmadı annem Korkma ama iyiyim Ambulansta hemşire en üstteki numarayı “ANNEM” yazanı aramış-silemedim annem numaranı- Çalmış açan olmamış Bana dedi ki annen açmıyor O an biraz bencilce belki annem ama Senin o telefonu açıp Benim için endişelenmeni isterdim Senin yerine ilk ben dönmek isterdim geri toprağa Ama bu da benim imtihanımmış annem Babam öyle dedi…Bana polis olma asker olma demiştin tehlikeli o işler ben sensiz yapamam demiştin annem. Şimdi de ben sensiz yapamıyorum nerdesin annem. Nefes alamıyorum artık hıçkırarak ağlamaktan. Geçen gün bir kitapta “Bir sabah annemin çığlığıyla herkes uyanacak ama ben uyanmayacağım yazıyordu” buna çok ağladım annem, Şuan tam tersi oluyor annem ben çığlık atıyorum, hıçkırarak ağlıyorum ama sen uyanmıyorsun uyanmayacaksın da. Çocuk değilim annem biliyorum bu dünyaya gönderilme nedenimizi, Allah’ın bizi bazen imtihan ettiğini, Allah’a isyan etmemek gerektiğini. Sen demiştin ki Allah bizi imtihan eder, sen geçemezsin Allah ise geçmeni istiyor bu yüzden bir kere daha imtihan eder sana bir şans daha verir. Aslında şans ama bize aşılamaz bir dağ gibi görünüyor annem. Bu sayfada o kadar çok “annem” kelimesini kullandım ki yadırganmasın lütfen hayatımda kullanamadığım doya doya diyemediğim için burada yazabildiğim kadar çok yazarak bu kelimeyi defalarca haykırarak söyleme arzumu dindiriyorum annem.

Korku

Photo by Rene Asmussen on Pexels.com

insanların çoğu kaybetmekten korktuğu için sevmekten korkuyor, sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için. Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için. Konuşmaktan korkuyor, eleştirileceğinden korktuğu için. Duygularını ifade etmekten koruyor, reddedilmekten korktuğu için. Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için. Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için…

Değerlendirme: 2 / 5.

Aklım ifade edilmemiş düşüncelerle, bastırılmış duygularla ve acı sularda boğulmuş çiçeklerle dolu gibi. -aslında aklım mı kalbim mi yazsam kararsız kaldım şu an çünkü artık ayıramıyorum bir şeyi aklımın mı yoksa kalbimin mi istediğini-

Değerlendirme: 1 / 5.

TUĞLA

Bazen Allah’a karşı sorumluluklarımızı unuturuz ve hayatı o kadar hızlı yaşarız ki ne olup bittiğini biz bile anlamayız. İşte o zaman Allah bize bir tuğla fırlatır. Bir kitapta okuduğum kısa bir öyküyle açıklayayım.

“Genç ve başarılı bir iş adamı, yeni Jaguarıyla bir mahalleden hızlı bir şekilde geçiyordu. Park etmiş arabaların arasından yola aniden çıkabilecek çocuklara dikkat ediyordu ve bir şey gördüğünü sanarak yavaşladı.

Arabayla caddeden yavaşça geçerken hiç bir çocuk göremedi fakat, arabasının kapısına bir tuğla atıldığını fark etti. Aniden arabasını durdurarak tuğlanın fırlatıldığı yere geri döndü. Arabadan indi, orada bulunan küçük bir çocuğu tuttu ve onu park etmiş bir arabaya doğru iterek bağırmaya başladı;
“Bunu neden yaptın? Sen de kimsin, ne yaptığının farkında mısın?”

İyice sinirlenerek devam etti:
“Bu yeni bir araba ve atmış olduğun bu tuğla bana çok pahalıya mal olacak. Bunu neden yaptın?”

Çocuk yalvararak cevap verdi:
“Lütfen efendim. Çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim bilmiyordum. Eğer tuğlayı fırlatmasaydım kimse durmazdı.”

Park etmiş bir arabanın arkasına işaret ederken çocuğun gözyaşları çenesine süzülüyordu.
“Kardeşim kaldırımın kenarından yuvarlandı ve tekerlekli sandalyesinden düştü, ben onu kaldıramıyorum. Lütfen onu tekerlekli sandalyesine oturtmam için bana yardım eder misiniz? Benim için çok ağır.”

Bu durumdan son derece duygulanan genç iş adamı, boğazında büyüyen yumruyu zar zor da olsa yutkundu. Yerdeki genci kaldırarak, tekerlekli sandalyeye geri oturttu. Mendiliyle, çizik ve yaraları sildi ve gencin ciddi bir yarası olup olmadığını kontrol etti. Küçük çocuk genç yöneticiye dönerek teşekkür etti.

Genç iş adamı, küçük çocuğun ağabeyini kaldırımdan evine doğru götürmesini izledi. Bulunduğu yerden arabasına geri dönmesi oldukça uzun sürmüştü. Uzun ve yavaş bir yürüyüştü. Genç iş adamı, kapıyı hiç tamir ettirmedi. Kapıda oluşan çöküğü, hayatını birisinin kendisine tuğla atmasını gerektirecek kadar hızlı yaşamaması gerektiğini hatırlatması için öylece bıraktı.”

İşte yukarıdaki öykü gibi Allah, ruhunuza fısıldar ve kalbinize konuşur. Bazen, dinleyecek kadar zamanınız olmadığında ise, size bir tuğla fırlatır.

İster fısıltıyı, ister tuğlayı dinleyin. Tercihi siz yapın…

Eğer fısıltıyı dinlerseniz ne mutlu size, yaptıklarınızın farkına vararak bu dünyada da öbür tarafta da mutlu olursunuz…

Fakat benim gibi o fısıltıya kulak verecek zamanınız olmadığında… İşte o zaman o tuğla size fırlatılır ve hayatınızın tam ortasına bir bomba gibi düşer. Bazen o tuğlayı dikkate alır, yavaşlarsınız, o zaman da geç değildir. Ama dikkate almazsanız umurunuzda olmazsa bir tuğla daha fırlatılır. Bir tuğla daha, bir tuğla daha derken bir bakmışsınız o tuğlalar hayatınızı mahvetmiş bir daha asla düzelmeyecek bir biçime getirmiş. İşteee, asla ama asla eski halinize dönemeyeceğiniz bir an. İşte artık çok geç diyebileceğiniz bir an.

Ama belki de ben fazla acele ettim direkt kötü sonuca bağlamakla, belki o tuğlaları biriktirip bir ev, bir şehir kuran var…

Bilinmez, belki de o evde, o şehirde yaşamaktan daha mutludur. Varsın onlar öyle mutlu olsunlar ama unutmamalılar ki o tuğlalardan kurdukları evi yine fırlatılan bir tuğla yıkabilir…

Değerlendirme: 1 / 5.

Nasıl Büyür İnsan? -Adım adım? – Hiç sanmıyorum…

İnsanın adım adım büyüdüğüne hiç inanmıyorum. İnsan birden büyür; daha doğrusu birden bire olanlar birbirine eklenerek küçük sıçramalarla büyütür insanı. Bazı çocukların hayatı zor geçer, büyümek için kitaplara, öykülere pek gerek kalmaz, yaşadıklarının yüküyle kocarlar hemen. Ben orta gelirli bir ailenin ilk çocuğu olarak yaşamın içinde büyüdüm. Çok oyuncağım oldu ama arkadaşım hiç olmadı. Sokakları ancak babamın elini tutarak tanıdım. Bu bir çok kitabın azar azar verebileceği büyümeye bir anda ulaşmamı sağladı. Bu yüzden rahatça okuduklarımla büyüdüm ben diyebilirim…

Kendinizi Tanıtın (Örnek Gönderi)

Bu, orijinal olarak Blog Yazma Üniversitesi’nin bir parçası olarak yayımlanan örnek bir gönderidir. On programımızdan birine kaydolun ve blogunuza doğru şekilde başlayın.

Bugün bir gönderi yayımlayacaksınız. Blogunuzun nasıl görüneceği hakkında endişelenmeyin. Blogunuzu henüz adlandırmadıysanız veya bunaldığınızı hissediyorsanız merak etmeyin. “Yeni Gönderi” düğmesine tıklayıp bize neden burada olduğunuzu söylemeniz yeterli.

Bunu neden yapmalısınız?

  • Çünkü bu, yeni okuyucuların bağlam hakkında bilgi edinmesini sağlar. Blogunuz neyle ilgili? İnsanlar blogunuzu neden okumalı?
  • Blogunuz ve blogunuzda neler yapmak istediğinizle ilgili fikirlerinize odaklanmanıza yardımcı olur.

Gönderi kısa veya uzun olabilir ve hayatınıza dair kişisel bir giriş, blogun amacı hakkında bir açıklama, geleceğe dair bir manifesto ya da yayımlamak istediğiniz içerik türlerine genel bir bakış sunabilir.

Başlamanıza yardımcı olacak birkaç soruyu aşağıda bulabilirsiniz:

  • Kişisel bir günlük tutmak yerine neden insanların okuyabileceği bir blog yazıyorsunuz?
  • Hangi konular hakkında yazmayı düşünüyorsunuz?
  • Blogunuz aracılığıyla kimlerle bağlantı kurmak istersiniz?
  • Önümüzdeki yıl boyunca başarıyla blog yazarsanız nereye ulaşmış olmak istersiniz?

Bunlar hakkında yazmak zorunda değilsiniz. Blogları harika kılan özelliklerden biri de öğrenmemizle, gelişmemizle ve birbirimizle etkileşime geçmemizle devamlı olarak gelişmeleridir. Ancak neden blog yazmaya başladığınızı ve buna nereden başladığınızı bilmeniz faydalıdır ve hedeflerinizi açıkça ifade ederek, daha fazla gönderi fikri elde edebilirsiniz.

Nasıl başlayacağınızı bilemiyor musunuz? Aklınıza gelen ilk şeyi yazın. Hepimizin sevdiği yazma üzerine bir kitabın yazarı olan Anne Lamott, kendinize önce “kötü bir taslak” yazma fırsatını tanımanızı söylüyor. Anne harika bir noktaya değiniyor; endişe duymadan, yalnızca yazmaya başlayın ve sonra düzenleyin.

Yayımlamaya hazır olduğunuzda, blogunuzun odaklandığı konuları açıklayan üç ila beş etiket ekleyin: yazma, fotoğrafçılık, kurgu, ebeveynlik, yemek, arabalar, filmler veya spor. Bu etiketler, bu konularla ilgilenen ziyaretçilerin Reader’da sizi bulmasına yardımcı olur. Yeni blog yazarlarının sizi bulabilmesi için etiketlerinizden biri mutlaka “zerotohero” olsun.

Kendinizi Tanıtın (Örnek Gönderi)

Bu, orijinal olarak Blog Yazma Üniversitesi’nin bir parçası olarak yayımlanan örnek bir gönderidir. On programımızdan birine kaydolun ve blogunuza doğru şekilde başlayın.

Bugün bir gönderi yayımlayacaksınız. Blogunuzun nasıl görüneceği hakkında endişelenmeyin. Blogunuzu henüz adlandırmadıysanız veya bunaldığınızı hissediyorsanız merak etmeyin. “Yeni Gönderi” düğmesine tıklayıp bize neden burada olduğunuzu söylemeniz yeterli.

Bunu neden yapmalısınız?

  • Çünkü bu, yeni okuyucuların bağlam hakkında bilgi edinmesini sağlar. Blogunuz neyle ilgili? İnsanlar blogunuzu neden okumalı?
  • Blogunuz ve blogunuzda neler yapmak istediğinizle ilgili fikirlerinize odaklanmanıza yardımcı olur.

Gönderi kısa veya uzun olabilir ve hayatınıza dair kişisel bir giriş, blogun amacı hakkında bir açıklama, geleceğe dair bir manifesto ya da yayımlamak istediğiniz içerik türlerine genel bir bakış sunabilir.

Başlamanıza yardımcı olacak birkaç soruyu aşağıda bulabilirsiniz:

  • Kişisel bir günlük tutmak yerine neden insanların okuyabileceği bir blog yazıyorsunuz?
  • Hangi konular hakkında yazmayı düşünüyorsunuz?
  • Blogunuz aracılığıyla kimlerle bağlantı kurmak istersiniz?
  • Önümüzdeki yıl boyunca başarıyla blog yazarsanız nereye ulaşmış olmak istersiniz?

Bunlar hakkında yazmak zorunda değilsiniz. Blogları harika kılan özelliklerden biri de öğrenmemizle, gelişmemizle ve birbirimizle etkileşime geçmemizle devamlı olarak gelişmeleridir. Ancak neden blog yazmaya başladığınızı ve buna nereden başladığınızı bilmeniz faydalıdır ve hedeflerinizi açıkça ifade ederek, daha fazla gönderi fikri elde edebilirsiniz.

Nasıl başlayacağınızı bilemiyor musunuz? Aklınıza gelen ilk şeyi yazın. Hepimizin sevdiği yazma üzerine bir kitabın yazarı olan Anne Lamott, kendinize önce “kötü bir taslak” yazma fırsatını tanımanızı söylüyor. Anne harika bir noktaya değiniyor; endişe duymadan, yalnızca yazmaya başlayın ve sonra düzenleyin.

Yayımlamaya hazır olduğunuzda, blogunuzun odaklandığı konuları açıklayan üç ila beş etiket ekleyin: yazma, fotoğrafçılık, kurgu, ebeveynlik, yemek, arabalar, filmler veya spor. Bu etiketler, bu konularla ilgilenen ziyaretçilerin Reader’da sizi bulmasına yardımcı olur. Yeni blog yazarlarının sizi bulabilmesi için etiketlerinizden biri mutlaka “zerotohero” olsun.

Web sitenizi WordPress.com ile oluşturun
Başla